Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

ÜLKEMİ SEVİYORUM

     

resim4.jpg (20149 bytes)            Ülkemi seviyorum. İnsanlarını, toprağını, dağını seviyorum. Cahil insanımı, okumuşunu; elinde rakı kadehi barlarda ülkemi kurtaran entelini; trafikte canavarlaşan hanzoyu; elindeki 8.li yarım otomatikle avlanan avcıyı; hatta hatta solucanla alabalık avlamayı yasaklayıp sirkülere yazdıran, gece gündüz avcının peşinden koşup avcılığımıza bir türlü yasaklardan başka bir şey kazandıramayan Sayın Umar’ı; avcıyı çoğu zaman acımasızca eleştirip, kendini kenara çeken Sayın Sertoğlu’nu; her yayınlanan MAK kitapçığı vb. yayınlarda bıçaklarının ve kendisinin reklamını yapan, emeğe saygısız Sayın M.Emin Bora’yı; ülkemi parçalanmaz bir bütün olarak gören Milli Parklar’ı; üç kuruş için takla atarak ormancıların peşinden koşan, okeye dönerken Türkiye avcılığını kurtaran dernek başkanlarını; BAM’ı, SİSİAD’ı, SİSAV’ı; bir araya gelmeyi dahi beceremeyen, günü kurtarmaya çalışan av bayiilerini; her türlü yasağa aldırmadan koçlar gibi trofesinin peşinden koşan gerçek avcıyı; Konya koyunlarını para için zenginlere pazarlayanları ve buna ön ayak olanları; ülkemde yıllarca yönetmeliklere aykırı av turizmi düzenleyen ve av turizmini şimdiki çıkmazın içine sokan turizimcileri ve buna göz yuman av yöneticilerini; silahının namlusunun iyi yaktığını söyleyenleri;
içki sofralarında dernek başkanlarını kafaya alıp ittifak sağlayan ve birilerin kitaplarını pazarlayanları; ruhsat yenilerken beni kapı kapı dolaştıran ve tam 23 kez emniyet müdürlüğüne getirip-götüren memureyi; GBT soruşturmasını elden yaparken, suratıma teröristmişim gibi bakarak muamele yapan polisimi; sağlık raporu alırken otuz saniyede raporu verip bilmem kaç milyon lirayı bağış adı altında kapan sağlıkçıyı; Hakkari’de, Van’da vb. ülkemin köşelerinde köylerde yaşayan, bir yabancı gördüğünde koşa koşa koşa eve kaçan, kaçamazsa yere çöküp arkasını dönerek yabancının geçmesini bekleyen baştan aşağıya siyah kadınları; hatta hatta onları bu şekilde yaşamaya mecbur bırakan erkekleri; ta Trabzon Uzungöl’e kadar gidip te, gecelemek için misafir olduğumuz otelde Uzungöl’e karşı iki kadeh içmemizi “bu civarlarda içki içmek yasak” diyerek çok gören işletme sahiplerini dahi seviyorum. Yaşasın Türkiyem. Haydi Türkiyem ileri !

     Bunca çelişkiyi, umutsuzluğu, soysuzluğu dahi sevmeme rağmen, neyi sevmiyorum biliyormusunuz; çifte standartlığı:

     Ülkemde bir takım yasaklamalar ya da kanunlar çıkartılır. Ancak bu  çıkartılanlar ülkemin parçalanmaz bütünlüğü içerisinde değişik uygulamalar bulur. Sanırsınız Türkiye değil Amerika. Ülke eyaletlere bölünmüş ve her eyaletin yasası başka. Belki gerçekten öyle de bizim haberimiz yok. Zere bazı araçların arkasında görüyorum mesala“Keskin Eyaleti” yazıyor. Adam Kırıkkaleyi bile atlamış Keskin eyaleti diyor. Öte yandan “Burası Erciş...” diyip devam eden sloganlar var. Sanırım eyaletlere bölündük te haberimiz yok. Kağıt üzerinde olmasa da halkımız kendini bölmüş herhalde. Yöneticiler ve yetkililerde buna göre muamele yapıyor. Neyse gelelim asıl konumuza. Çifte standartlardan bahsediyordum. Son çıkan ve bence son derece haksız-mantıksız bir yönetmelik ile yarım otomatik yivli silahlara taşıma ruhsatı verilmemeye başlanmıştı. Ancak gerek Istanbul gerekse de, Ankara’nın çoğu ilçelerinde işleme konulmadı bile. Özellikle jandarma bölgelerinde gelene gidene dağıtılıyor. Bence de iyi yapılıyor. Ülkemin parçalanmaz bütünlüğünde Ankara merkezin haricinde her tarafta çatır çatır veriliyor. İsterseniz sayayım kimlere ne zaman verildiğini.Ancak Ankara merkeze başvurduğunuzda “yassak hemşerim” denip geri çevriliyor ya da karşıya, bulundurma bankosuna gönderiliyor. Hadi bakalım gelde sinirlenme. Ne olacak şimdi? Ne olacağı yok Dosyanı başka bir eyalete aldıracaksın, oranın muhtarını kafaya alıp ikametgah falan derken, biraz fazla uğraşacaksın ama olsun Türkiyem büyük ve bir sürü eyaleti var. Sonuçta yine sen kazanacaksın ve şükür edip mutlu mutlu yaşayacaksın(!) 

Ankara ilçelerinden bir av derneği başkanı Milli Parklar’a dilekçe yazar ve sorar:

  “Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne,

2001-2002 MAK hükümlerinde, yabandomuzu avlamak için hangi gün ve tarihte olursa olsun izin almak mecburidir, denilmektedir. Ancak ilçemizin konumu gereği sık sık yabandomuzu avına çıkılmaktadır. Nasıl izin alacağımız konusunda derneğimizin aydınlatılmasını arz ederiz””

Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve bizzat genel müdür imzalı cevap:

“ İzin almanıza gerek yok. Yabandomuzu avına, av günlerinde istediğiniz zaman çıkabilirsiniz”.

 Buna istinaden başka bir ilçe ve dernek aynı dilekçeyi yazar. Cevap:

 “MAK hükümleri bağlayıcıdır, orada ne diyorsa o olur. Avlanamazsınız. Bilginize . İmza Başmühendis.”

       Al sana bir kaya.... Ya başmühendisin genel müdüründen haberi yok.Ya da (genel müdürün konudan bihaber  olduğunu düşünemiyeceğimize göre) genel müdürü takmıyor. Ee zamanında yasak olmasına rağmen .243 mm. ile ayı ve keçi vurulmasına izin belgesi düzenleyenlerden başka ne beklenir ki? Sakın yalan demeyin fotokopileri bende.

 Bu yöneticilere, bu çifte standartlara rağmen yine de “Haydi Türkiyem ileri”