 |
Ülkemi seviyorum. İnsanlarını, toprağını, dağını
seviyorum. Cahil insanımı, okumuşunu; elinde rakı kadehi barlarda ülkemi kurtaran
entelini; trafikte canavarlaşan hanzoyu; elindeki 8.li yarım otomatikle avlanan
avcıyı; hatta hatta solucanla alabalık avlamayı yasaklayıp sirkülere yazdıran, gece
gündüz avcının peşinden koşup avcılığımıza bir türlü yasaklardan başka bir
şey kazandıramayan Sayın Umar’ı; avcıyı çoğu zaman acımasızca eleştirip,
kendini kenara çeken Sayın Sertoğlu’nu; her yayınlanan MAK kitapçığı vb.
yayınlarda bıçaklarının ve kendisinin reklamını yapan, emeğe saygısız Sayın
M.Emin Bora’yı; ülkemi parçalanmaz bir bütün olarak gören Milli Parklar’ı; üç
kuruş için takla atarak ormancıların peşinden koşan, okeye dönerken Türkiye
avcılığını kurtaran dernek başkanlarını; BAM’ı, SİSİAD’ı, SİSAV’ı; bir
araya gelmeyi dahi beceremeyen, günü kurtarmaya çalışan av bayiilerini; her türlü
yasağa aldırmadan koçlar gibi trofesinin peşinden koşan gerçek avcıyı; Konya
koyunlarını para için zenginlere pazarlayanları ve buna ön ayak olanları; ülkemde
yıllarca yönetmeliklere aykırı av turizmi düzenleyen ve av turizmini şimdiki
çıkmazın içine sokan turizimcileri ve buna göz yuman av yöneticilerini; silahının
namlusunun iyi yaktığını söyleyenleri; |
| içki sofralarında dernek başkanlarını kafaya alıp
ittifak sağlayan ve birilerin kitaplarını pazarlayanları; ruhsat yenilerken beni kapı
kapı dolaştıran ve tam 23 kez emniyet müdürlüğüne getirip-götüren memureyi; GBT
soruşturmasını elden yaparken, suratıma teröristmişim gibi bakarak muamele yapan
polisimi; sağlık raporu alırken otuz saniyede raporu verip bilmem kaç milyon lirayı
bağış adı altında kapan sağlıkçıyı; Hakkari’de, Van’da vb. ülkemin
köşelerinde köylerde yaşayan, bir yabancı gördüğünde koşa koşa koşa eve
kaçan, kaçamazsa yere çöküp arkasını dönerek yabancının geçmesini bekleyen
baştan aşağıya siyah kadınları; hatta hatta onları bu şekilde yaşamaya mecbur
bırakan erkekleri; ta Trabzon Uzungöl’e kadar gidip te, gecelemek için misafir
olduğumuz otelde Uzungöl’e karşı iki kadeh içmemizi “bu civarlarda içki içmek
yasak” diyerek çok gören işletme sahiplerini dahi seviyorum. Yaşasın Türkiyem.
Haydi Türkiyem ileri ! |
Bunca
çelişkiyi, umutsuzluğu, soysuzluğu dahi sevmeme rağmen, neyi sevmiyorum
biliyormusunuz; çifte standartlığı:
Ülkemde bir takım yasaklamalar ya da kanunlar
çıkartılır. Ancak bu çıkartılanlar
ülkemin parçalanmaz bütünlüğü içerisinde değişik uygulamalar bulur.
Sanırsınız Türkiye değil Amerika. Ülke eyaletlere bölünmüş ve her eyaletin
yasası başka. Belki gerçekten öyle de bizim haberimiz yok. Zere bazı araçların
arkasında görüyorum mesala“Keskin Eyaleti” yazıyor. Adam Kırıkkaleyi bile
atlamış Keskin eyaleti diyor. Öte yandan “Burası Erciş...” diyip devam
eden sloganlar var. Sanırım eyaletlere bölündük te haberimiz yok. Kağıt üzerinde
olmasa da halkımız kendini bölmüş herhalde. Yöneticiler ve yetkililerde buna göre
muamele yapıyor. Neyse gelelim asıl konumuza. Çifte standartlardan bahsediyordum. Son
çıkan ve bence son derece haksız-mantıksız bir yönetmelik ile yarım otomatik yivli
silahlara taşıma ruhsatı verilmemeye başlanmıştı. Ancak gerek Istanbul gerekse de,
Ankara’nın çoğu ilçelerinde işleme konulmadı bile. Özellikle jandarma
bölgelerinde gelene gidene dağıtılıyor. Bence de iyi yapılıyor. Ülkemin
parçalanmaz bütünlüğünde Ankara merkezin haricinde her tarafta çatır çatır
veriliyor. İsterseniz sayayım kimlere ne zaman verildiğini.Ancak Ankara merkeze
başvurduğunuzda “yassak hemşerim” denip geri çevriliyor ya da karşıya,
bulundurma bankosuna gönderiliyor. Hadi bakalım gelde sinirlenme. Ne olacak şimdi? Ne
olacağı yok Dosyanı başka bir eyalete aldıracaksın, oranın muhtarını kafaya alıp
ikametgah falan derken, biraz fazla uğraşacaksın ama olsun Türkiyem büyük ve bir
sürü eyaleti var. Sonuçta yine sen kazanacaksın ve şükür edip mutlu mutlu
yaşayacaksın(!)
Ankara ilçelerinden bir av derneği başkanı Milli
Parklar’a dilekçe yazar ve sorar:
“Milli
Parklar Genel Müdürlüğü'ne,
2001-2002 MAK hükümlerinde, yabandomuzu avlamak için hangi
gün ve tarihte olursa olsun izin almak mecburidir, denilmektedir. Ancak ilçemizin konumu
gereği sık sık yabandomuzu avına çıkılmaktadır. Nasıl izin alacağımız
konusunda derneğimizin aydınlatılmasını arz ederiz””
Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve bizzat genel müdür
imzalı cevap:
“ İzin almanıza gerek yok. Yabandomuzu avına, av
günlerinde istediğiniz zaman çıkabilirsiniz”.
Buna istinaden başka bir ilçe ve dernek aynı
dilekçeyi yazar. Cevap:
“MAK
hükümleri bağlayıcıdır, orada ne diyorsa o olur. Avlanamazsınız. Bilginize . İmza
Başmühendis.”
Al sana bir kaya.... Ya
başmühendisin genel müdüründen haberi yok.Ya da (genel müdürün konudan bihaber olduğunu düşünemiyeceğimize göre) genel
müdürü takmıyor. Ee zamanında yasak olmasına rağmen .243 mm. ile ayı ve keçi
vurulmasına izin belgesi düzenleyenlerden başka ne beklenir ki? Sakın yalan demeyin
fotokopileri bende.
Bu yöneticilere, bu çifte standartlara rağmen yine
de “Haydi Türkiyem ileri”
|