|
AV-YABAN HAYATI |
|
Hatta
konuşmalardan çıkarttığım kadarıyla, Av Yaban Hayatı Daire Başkanlığını,
Genel Müdürlük seviyesine çıkartmak hedefleri içerisinde. Bence teşkilat
yasalarına göre biraz zor ama, Türkiye’de neler olmuyor ki? Başmühendisliğe
koruma kontrol çalışmalarında kullanmak üzere 64 arazili araç tahsis
edilmiş. Bunun yanında, 150 adet üniforma (içleri dolu), 100 adet
telsiz,(araç ve el) alınmış. Başmühendisliğe bağlı bulunan
Ankara, Kırıkkale, Kırşehir ve Çankırı’da kullanılmak üzere 7
arazili araçla birlikte 7 adet koruma-kollama ekibi kurulmuş. (64 aracın
7 tanesi Ankara’ya ayrıldığına göre yandı yine Ankara avcısı. 7
tanesi İstanbul, dörder, beşer tane diğer büyük iller, Türkiye’de
zaten 18 vilayetten oluşuyor rahat rahat yeter. Neyse buna da şükür.
Belki ileride sayıları artar.) Bu ekipler; çadır, uyku tulumu,
altimetre, pusula, ph ölçer(bunun ne işe yarayacağını anlamadım,
Allaha şükür her tarafımız temiz su) ve silah ile donatılmış. İlk
çıktıkları koruma-kontrol çalışmalarında usulsüz avcılık yapan
hayli insan yakalamışlar. Çoğunun suçu yasak yerde avlanmak imiş.
Neyse hayırlı uğurlu olsun diyelim. Başmühendislik ayrıca harita çalışmalarına
başlamış. Yasak yerler artık avcının anlayacağı şekilde
belirtilecekmiş. Bunların yanında ALO JANDARMA türünden ALO AV KORUMA
telefonu tahsis edilecekmiş. Tüm bunlar (arazili taşıtlar hariç) avcılardan
toplanan avlanma paraları ile alınmış ve yapılacakmış. İleride bu
paralarla yemleme çalışmaları, çalışan personelin masa-sandalye
gibi ihtiyaçları, üst başları belki prim ve ikramiyeleri vb.
giderilecekmiş. ( Bildiğim kadarıyla döner sermayelere biriken
paralardan çalışanlarına da belirli bir yüzde aktarılıyor. Ancak bu
başka bir konu) Ayrıca av hayvanı üreten özel avlak sahiplerinden
avlaklara salınmak için av hayvanı satın alınacakmış. Bunlar güzel
haberler. Demek ki devlet kuş üretmekten vazgeçip özel şahıslara kuş
ürettirmeye karar vermiş. Ancak Sayın Şube Müdürümüz Zafer
Bey’den, özel şahıslardan alınıp doğaya salınacak hayvanların
ilgili Başmühendislikler kanalıyla doğaya salınmadan önce, tek tek
kontrollerinin yapılacağının ve markalanacaklarının sözünü aldık.
Markalanmadan istatistik'i bilgiler yüklenmeden hayvanlar doğaya salınmayacak.
Umarız sözlerinde dururlar. Başmühendislik,
yapacaklarını ve yaptıklarını sıraladıktan sonra; Dernek olarak
bizlerden, projeler üretip bunları resmi yazıyla kendilerine iletmemizi
ve birlikte çözümler üretmemizi istedi. Bizlerde elimizden geleni
yapacağımızı ve destek vereceğimizi bildirdik. Ancak sizlere güvenmemiz
için öncelikle Ankara avcısının bazı sorunlarını yerine getirin
dedik. Bu isteklerimizi resmi yazı ile kendilerine bildireceğimizi ve
takibini yapacağımızı söyledik. Neydi isteklerimiz: 1-
Ankara avcısı artık eskisi gibi rahat ördek avlayamıyor.
Bütün çipiller, sulak alanlar ya kurutuldu yada kanallara alındı. Çoğu
da çevre koruma alanı ilan edilerek ava yasaklandı. Artık Ankara avcısının
avlanabileceği çok az yer var. Bunların en başında Hirfanlı,
Kapulukaya ve Kesikköprü baraj gölleri geliyor.
Bu göllerde ördek avı için yasak sınırlandırmalarının
kesinlikle kalkması gerekiyor. Mesela bazı yıllarda Kapulukaya baraj kıyıları
yasak olduğu için, dolayısıyla içerisinde avlanmak yasak mı değil
mi belli değil. Kimi görevli yasak diyor kimi görevli avlanabilirsin
izni veriyor. Çoğu avcımız da ne olur ne olmaz diye buralara gitmiyor.
Seyfe gölü malum yasak. Bütün göletler yasak. Konya civarında ki çoğu
göl yasak. Beyşehir çevre korumasına alındı ava yasaklandı. Akgöl
yasak. Yasak, yasak, yasak. Gelelim Hirfanlı baraj gölüne. Şehirli avcıya
3 gün av serbest ancak Hirfanlı kıyısında bulunan ve balıkçılıkla
geçinen köylerde oturanlara 12 ay serbest. Bu insanlar bununla da kalmıyor
12 ay boyunca sudan çıkartmadıkları misina ağ ile göldeki balıkların
anasını ağlatırken her gün sabahın köründe göle açılan 500
(belki daha fazla) dizel tekneyle avcıya avda yaptırmıyorlar. Makul sayıda
kayığın suda dolaşması avcı için avantajdır. Ördek rahatsız olur
uçar ve atış pozisyonu verir ancak el insaf her birinde en az bir
otomatik tüfek bulanan 500 tekne yüzünden ördek suya konmuyor
bile. Avcı mühresini sermiş beklerken, balıkçının birisi gelip 50
metre uzağında ağ kontrol etmeye yada dökmeye başlıyor. Av alanların
bu kadar daraldığı bir ortamda Ankaralı ördek avcısının rahat av
yapması ve Hirfanlı barajındaki balıkların rahat etmesi için bu gölde
avlanan balıkçıların disiplin altına alınmasını istiyoruz. Yumurta
dökme zamanlarında avlanmamalarını ve suda dolaşmamalarını
istiyoruz. Hirfanlı barajının potansiyeli neyse o kadar balıkçının
avlanmasını istiyoruz. Kısacası 12 ay boyunca sudan çıkmayan
kilometrelerce misina ağların yasak zamanlarda sudan çıkartılmasını
istiyoruz. 2-
Ankara’ya civar illerden gelen avcıların yoğun baskısı
devam etmektedir. Gelen tüm Türkiye avcıları kardeşimizdir. Hepsinin
başımızın üstünde yerleri var. Ancak otobüsler dolusu gelindiğinden
ve yasak olmasına karşın günlerce kalındığından kekliğin soyu tükenmek
üzere. İzmir dolaylarından özellikle yasak olmasına karşın ÇİL
avlamak için gelen grupların olduğu söylenmekte. Bunların ivedilikle
sıkı kontrol altına alınması gerekmektedir. Avcılar makul sayılarda
gelip, makul ölçülerde avlanacaklarsa başımızın üstünde yerleri
var. 3-
Diğer bir problem ise (Her ne kadar Konya, Ankara Başmühendisliği’ne
bağlı olmasa da) geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayınlanarak
ilan edilen Tuz Gölü Özel Çevre Koruma alanının avcılarımıza
getireceği olumsuzluklar neler olacaktır? Avcımız Düden Gölü, Seyfe
Gölü vb. gölleri kaybettiği gibi Tuz Göl’ünde de avlanma haklarını
kaybedecekmidir? En kısa zamanda cevabını bekliyoruz.
Şimdilik üç kalem olarak ilettiğimiz istekler bunlar. Ha Ankaralı avcının
dertleri bu üç kalemle sınırlı mı? Değil tabii. Diğer sorunlarımızı
da bu üç sorun çözüldükten sonra aktaracağız Bu arada Baş Mühesdisliğin
icraatlarını izledikten sonra, avcılara döndürmek için toplanan
paraların nerede ve nasıl harcandığını tekrar tekrar sorup takibini
yapacağız. En sonunda ise asıl sorun olan Türkiye’de Avcılığın
Geleceği konusunda fikirlerimizi ve projelerimizi sunacağız. Ankara
2002, Murat BALCI |