KAN DAVASI |
||
Artvin’de henüz yapımına başlanan barajın, zor şartlar altında ilerleyen inşaatını da gözlemledik. Dağlar deliniyor, kayalar
atılıyor, bir yandan kazı çalışmaları, bir yandan trafiğe yol verme telaşıyla
didinip duruyordu insanoğlu. Artvin’de en çok bulunan taş ve su, insan gücüyle
harman edilip, yoğruluyor, tekrar insan kullanımına sunulmaya uğraşılıyor. Ne
için? Biraz daha elektrik için. Bakmayın ülkemizdeki suların bolluğuna. Öyle her
suyun önü kapatılıp elektrik üretilemiyor. Elektrik üretimi yapılabilecek sular
sayılı. Yani ne kadar bağırırsak bağıralım, sonuçta nükleer santrallar
kaçınılmaz. Buraları gezenler bilir.. Topoğrafyanın bozuk olması, insanların dağınık bir şekilde yerleşmesine sebep olmuştur. Buna bir de ekilebilir alanların azlığı eklenince, insanlar küçük gruplar halinde müstakil yaşamak zorunda kalmışlardır. Devletimiz buralara yollar açmış, ardından (hatta daha önce) elektrik götürmüş ve Karadeniz insanını bir nebze rahatlatmaya çalışmıştır. Bu gün doğu Karadeniz’in bırakın köylerini, çoğu yaylasında bile elektrik-yol mevcuttur. Daha önceleri günlerce hayvan sırtında gidilen yaylalara, bu gün motorlu taşıtlarla saatler içinde ulaşılmaktadır. Şarkılarla, türkülerle katedilen yollar, artık balık istifi, minibüslerle, kamyon ve kamyonetlerle aşılmakta, dolayısıyla eskiler bir bir unutulmaktadır. Elbette insanlar iyi şeylere layık. Ancak sizler, yaylalarınıza yol yaptırmak ve elektrik getirtmek için, milletvekilleriniz aracılığıyla torpil yaptırın, sonra da “Çamlıhemşin’in Fırtına Vadisi’nde hidroelektrik santralı kurulacak” denince kıyameti kopartın. Yaylalarda idare lambası yerine ışıl ışıl şehir elektriği ile oturmak isteyip, yayla evimin önüne aracımı park edeceğim derseniz , Fırtına Deresi’de elden gider diğerleride.
Derenin birisinden yakaladığımızüç-beş parça alayı tereyağıyla karıştırıp,
miğdeye indirmek için uğradığımız bir köyde, hem karnımızı doyurduk hem de
sohbet ettik:
Artvin halkı en çok ayıdan şikayetçi. Aralarındaki kan davasını henüz
çözümlüyememişler. Neredeyse “bir sizden-bir bizden” misali sürüp gidiyor
kavgaları. Ağustos ayında suya giden bir kadını ayının paralaması bardağı
taşıran son damla olmuş. Artvinli kızgın “ Ya ayı avını açsınlar, ya da bize
izin versinler. Ne bahçemizde ürün kaldı, ne de hayvanlarımızın huzuru. Eğer
devlet izin vermesse ayı avına , bir yolunu bulup nasıl olsa öldürürüz ayıyı. O
zaman da köylümüz kazanacağı paradan olur. Olur ama ne yapalım. Ürünümüz,
hayvanlarımız, can güvenliğimiz. Sonra keçi avını da yaptırmayız. Rehber
vermeyiz. Yok ki keçinin bize zararı. Varsa bir zararlı, o da ayı, ayı ki ayı oğlu ayı”. Ayı
avına izin verilmeyen 1997-98 sezonunda pek çok kaçak ayı avlanmış bu yörelerde.
Seçilmeden, ayırım yapılmadan ve de bedava. Ayıyı avlamak varken erkekçe; bir gece bekinde ışıksız, bir gündüz zamanı usulca dolanıp yakından. Bir hasat özeniyle saygıyla. Hani diyorum, yazık olmuyormu ayıya? İlgililere ve yetkililere duyurulur.! Murat BALCI |