Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Türkiye'nin Avcılık Sitesi

30 AĞUSTOS 1922

         

resim4.jpg (20149 bytes)

      Yıldızlar yine çok yakın. Sanki hepsi başımda birikmiş beni aydınlatıyorlar. Ara sıra atların homurtusu ve ayak sesleri olmasa dalıp gideceğim uzayın sonsuzluğuna. Sırtımı verdiğim kara kaya, yüzyıllar öncesinden gelip bana destek olmuş. Her taraf taşlarla dolu. Annesinin peşini bırakmayan henüz bir aylık tay, belli ki bir hafta öncesinden kurtlardan aldığı diş yaralarından fazlaca etkilenmemiş. Üzerine oturduğum otlardan otlamak için sık sık yanıma gelip sanki “kalk git” diyor. Yerimi değiştirip koltuk bir kayanın üzerine oturuyorum. Cep mataram sol üst cebimde tatlı tatlı uyuyor. Kalkışıma tay pek seviniyor. Kısa bir sevinç çığlığı atıp annesini yanına çağırıyor. Ne de keyifli kemiriyorlar onca kayanın arasından fışkırmış el kadar otları.

Aygır ara sıra kafasını kaldırıp gelmeye niyetleniyor ancak ayağına vurulan köstek buna müsaade etmiyor. Kendimi yorgun hissetmiyorum ama yarın için uyumam gerek. Altimetre 3600 metreyi gösteriyor. Bivakın içine uyku tulumu ile birlikte girip yıldızları seyrederek uyumaya çalışıyorum. Ama nafile. Daldıkça atların sesleri insanı zıplatıyor. Bir ara kulağımın dibindeki hışırtılardan telaşla uyanıyorum. Gözlerimi açar açmaz gördüğüm manzara atın suratı. Höst möst derken uzaklaşıyor. Mübarek hayvan ensemi itekliyerek alttan ot almaya çalışıyor. Her ne kadar atların insana basmayacağını bilsemde hadi gel uyu. Hele alt taraftaki çadırdan Yücel’in, Ağrılı aksanıyla ikide bir “hele Günhan az öte git, huylanıyorum” feryatları arasında uyumak ne mümkün. Sonunda, garibim uyku tulumuna iyice  girip fermuarı boğazına kadar çekmişte sağlı sollu tacizlerden kurtulmuş. Ancak sabah kalktığında yine de uykusuzluktan gözleri kancık canavar gibi kıpkırmızı ve çakmak çakmaktı.   

              Erzurum’ a indiğimizde yağmur atıştırıyordu. Ağrı’dan bizi misafir edecek olan Bedirhan Aşireti’ne mensup arkadaşlar bizi karşılamak için hazır bekliyorlardı. Tanışma faslından sonra iki araçla Ağrı’ya doğru yola çıktık.

              Bu bölgeye 1983’ten beri gelmedim. Ağrı’ya geldiğimizde akşam olmak üzereydi. Bizleri  Nuri Bey’in oğlu Metin ve sevgili Yücel karşıladı. Doğruca Nuri Bey’in yazıhanesine gidip merhaba diyerek elini öptük. İli biraz dolaşıp yatacağımız yere geldik. Biraz hoşbeşten sonra kalkacağımız saatti kararlaştırıp odalarımıza çekildik. 

              Sabah mükellef bir kahvaltının ardından bizi bekleyen 4x4.e binip Doğu Beyazıt’a yollandık. Haberiniz varmı bilmiyorum Ağrı Dağ’ı tapulu bir dağ ve sahibi Ahmet Ağa. Ahmet Ağa, sevecen cana yakın, büyük avdan hoşlanmayan ancak bıldırcın, keklik denince yerinde duramayan, yemeyi içmeyi aşırı seven ve sevgisini her halinden-hareketinden belli eden bir insan. Ağrı Dağ’ıyla doğmuş büyümüş ve Allah gecinden versin Ağrı ile ölecek. Çocuklarını da tam bir dağlı ve Doğulu olarak yetiştirmiş. Henüz onbir yaşındaki Murat zalım bir binici ve avcı adayı. Kullanmadığı silah yok. Onbeşindeki Zal ise tam bir Doğu genci. Hızlı ateşli ve dolu dizgin. O’da tam bir silah hastası. Ahmet Ağa gurur duyuyor oğullarıyla ve tedarik ettiği 4 adet atla birlikte adamlarından başka  oğlu Zal’ı da bizimle gönderiyor. Yiyecek içecek alışverişini de yapıp yola çıkıyoruz. Tırmanışa başladığımız yer Ahmet Ağa’nın Ağrı eteğindeki “hayatım” dediği çiftlik evi. Önce bir hayvan kesilip, hazırlanıyor. Sofraya gelen etin üzerine sarımsaklı yoğurdu boca edip yumuluyoruz. Bir yandan da tırmanırken bunun acısı çıkar diye düşünüyorum. Ama sonuçta yumulmaya devam. Bu çiftlk geçen seneye kadar yıkık vaziyetteymiş. PKK ile yapılan savaş için Devlet tarafından Ağrı Dağ’ı civarındaki tüm çiftlikler ve köyler boşaltılmış. Ancak verilen izinle birlikte Ahmet Ağa çiftliğini yeniden kurmuş, yeniden “benim kekliklerim” dediği alayların sesini dinler olmuş.

              Bu gün 30 Ağustos 2001. Türkiye Cumhuriyeti’nin  kuruluş aşamasında çok önemli bir yer tutan tarihi gün. 30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınar'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta tamamen yok edilmiş veya esir edilmişti. Böylece tasarlanan kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam başarı ile uygulanmıştı. 30 Ağustos 1922'nin gurur verici zaferi ile Mustafa Kemal, kaçabilen düşmanın takip edilmesini ve üç koldan Ege'ye doğru ilerlemesini uygun buldu. "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri" diyerek, tarihi emrini 1 Eylül 1922'de verdi. Yunanlılar, İzmir'e doğru kaçmaktaydı. Başta Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis olmak üzere çok sayıda esir ele geçirilmişti.

          Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e girdi. Sabuncu Bel'den geçen 2. Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir'e doğru akarken, bunun solunda 1. Tümen de Kadife Kale'ye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2. Alayı Tuzluoğlu Fabrikası'ndan geçerek Kordonboyu'na ulaştı. Yüzbaşı Şeref Bey Hükümet Konağına, 5. Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de Kadife Kale'ye bayrağımızı çektiler.

           Bu günün şerefine Ağrı’ya tırmanmaya karar verdik. Dünyanın hemen her yerinden tırmanış için gelen 200 dağcı var. Muhteşem güzel kamplar kurmuşlar. Bir bölük askerimizde   koçlar gibi  güvenliği sağlıyor.

              Tırmanışın ilk durağı 2500 metrede bir yayla. Her zamanki gibi bizi ilk karşılayanlar köpekler ve sonra çocuklar. Yalınayak, kırmızı yanaklı gürbüz çocuklar. Hemen bütün erkeklerin ismi Murat. Adaşlarımla bir askerlik anısı çektirmeden duramıyorum. Çimenlerin üzerine atılan döşeğe bir güzel yayılıp başlıyoruz sohbete. “ Komutanım, Allaha şükür hükümetten memnunuz. Geçen sene izin vermediler yaylaya çıkışımıza, kaçak çıktık ama ses de çıkartmadılar. Bu sene izinli çıktık. Rahatımız çok yerinde. Allah hükümetten razı olsun. Hem vallah hemi de Kuran-ı Kerim”  Biraz  daha hoşbeşten sonra, teneke üzerinde keven ve tezek ateşinde yapılmış çayımızı da içip yolumuza devam ediyoruz.

              Gece 3600 metrede konakladımız yerden sabah erkenden yola devam ediyoruz. Hedef 4200 metre rakımlı Mıh Tepe. Mıh Tepe’nin altındaki göle ulaşıp hayvanları yıkıyoruz. Biraz sonra kar fırtınası başlıyor. Ağrı’nın zirveye yakın bu bölümünde kar fırtınasından hayli üşüyüp geri dönüşe geçiyoruz. Eh avcıdan dağcı bu kadar olur. Daha yukarıları dağcılara bırakıp, teneke üzerinde demlenecek çayın kokusu burnumuzda aşağıya iniyoruz.

              Ha buralara gelirseniz sakın Küçük Ağrı ile Büyük Ağrı arasında kalan boyuna uğramadan, manzarayı seyretmeden ve Ur Kekliklerinin eşindiği tabaklara oturmadan dönmeyin.

              Rastgele,        

            Murat BALCI